25 Eylül 2012 Salı

SIMSICAK NESCAFE İÇİN...

Haftasonundan beri perişanım ey dostlar...
Şu geçtiğimiz 3 gündür mutfak gereçleri satan mağazalara girip çıkmaktan harap oldum. Biz malum yeni evliyiz. Düğünümüz apar topar oldu. Sonrasında 6 ay kadar ayrı kaldık derken evimize taşındığımızda eksiklerimizin hiç bitmediğini fark ettim. Geçtiğimiz şubattan beri sımsıcak bir yuvamız var, ama bir çok da eksiğimiz var. Çok kahve içen bir aile değiliz, ama nescafe fincanlarımız yok yahu!.. Memet "Aman ne gerek var!" dese de gerek olmaz mı efendim? Gaziemir Optimum'un altını üstüne getirdim. Çok tatlı fincanlara baktım. Ama nedense gönlüme göre bulamadım. Ama bakalım nelere bakmışım.


Bu fincanlara BİEV'den baktım. Hepsi çok cici ama nedense işte bu diyebileceğim fincanlar değil.
Bu ciciler de Tantitoni'den...



Sol üst taraftakine ısındım azıcık. Çok neşeli puanlı puanlı...
Ama gönlümü çalan fincanlar Bernardo'dan çıktı. Aslında fincan değil, çay seti. Bayıldım ama fincanları tek olarak satmıyorlarmış. Fincan takımı için koca seti almak içimden gelmiyor. Tabi ki takımdaki her parçaya bayıldım. Öyle klasik bir şey değil. Keşke Bernardo'cum bunu bana hediye etse...
Ben hem rengine, hem de desenlerine bayıldım. Eğer siz de benim gibi çok beğendiyseniz buradan tık tık...
Henüz daha bir şey almadım. Ama alınca ilk kahvemi içtiğim postu paylaşırım.
HEPİNİZ MUTLU KALIN...


20 Eylül 2012 Perşembe

BATMAN (episode1)

Merhaba!
Sayfanın düzenini değiştirdim belki önceden girenleriniz varsa farketmiş olabilirler. Yeni eğitim-öğretim yılı bir çok karmaşayla başladı. Herşey sil baştan olmuş. Allah sevgili müdürlerimize sabır versin. Okulun açıldığı gün 3 saat kadar müdür yardımcımızın odasındaydım yardım için, o ne veli karmaşasıdır arkadaş. Kariyer planımdan müdür yardımcısı olmayı direk sildim.
Ben mesleğime Batman'da başladım. Okulumu bitirdiğim sene atanamadım ve 1 sene evde bunalım geçirdim resmen. Atama sonucumu aldığımda çok sevinmiştim. Hem orada yalnız da olmayacaktım. Dünyalar güzeli hala kızım Emine Ablam zaten Batman'da ikamet ediyordu. Temmuzda atandım, ama göreve eylülde başlayabiliyordum. Aradaki 2 ay çoooooook uzun geldi bana. En sonunda babacığımla Batman yolunu tuttuuuuk.

Allah'ım o yol bitmiyor. İlk kez bu kadar uzun bir yolculuk yaptım. Tam 24 saat sonunda canım kuzenim bizi otogarda karşıladı. Ben Batman deyince çok farklı şeyler düşünüyordum. Ne bileyim işte damı olan toprak evler hayal ediyordum, ama çooook daha farklı bir şehir orası. Bir İzmirli olarak diyebilirim ki Güneydoğu'nun Antep'ten sonra en muhteşem şehri. Bir kere süper gelişiyor. Her yerde 7-8 katlı binalar ve geneli kaloriferli. Her türlü markaya ulaşma olanağına sahipsin. 

Neyse ablam bizi evine götürdü. Ev değil ya resmen futbol sahası ev kullanım alanı 260m2 gibi bir şeydi. Tabi bu Batman şartlarında bir aile için hiç de büyük değil. Malum aile nüfusları kalabalık olan bir şehir. Batman TPAO'dan dolayı göç alan bir şehir. Bu yüzden bu kadar hızlı gelişiyor ve sürekli yeni yeni binalar yapılıyor.
Ancak görev yapacağım köye gittiğimde aynı duyguları hissetmedim. Suyu yok, elektrikler genel olarak kesik ve temizlik konusunda çok sıkıntılı bir köy ve okuldu. Sürekli sınıfı temizliyordum. Çünkü sürekli toz oluyordu. Çok sıkıntılıydı ama sınıfta beni hayranlıkla izleyen o gözleri gördüğümde tüm o sıkıntılar unutuluyordu. Canlarım benim. Kuzuydular ya! Tamam çok çalışkan değillerdi, ama onlarla ders yapmak çok zevk verirdi. Çok özlüyorum ordaki çocuklarımı. Hepsinin o şirin gülüşleri, örtmenim diye etrafımda cıvıldamaları hep kulağımda. Bu arada bu memleketin çocuklarının sesleri gerçekten muhteşem. Çok güzel türkü söylüyorlardı keretalar! Hayranım onlara! O masum halleri burdaki çocuklarda kesinlikle. Onlar başkaydı. Her gün çantamda onlara ne getirdiğimi merak ederlerdi. Bazen fıstıklarıma pasta yapardım. Onlar için süper bir şey.
Bu pastayı fıstıklarımla pikniğe gittiğimizde yapmıştım onlara. Yanımdaki Siphan. Nasılda kedi gibi bakıyor. :) 
Batman'la ilgili anlatacağım daha çok şey var. Şimdilik bu kadar yetsin.
HEPİNİZ MUTLU KALIN!!!

14 Eylül 2012 Cuma

Makarna Aşkı!

               Merhaba sevgili okur( bu ne mesafeli bi hitaptır arkadaşım!),
           Aslında dün geceden beri çok garip geçen bir zaman dilimindeyim. Dün gece saat12'ye doğru Milli Eğitim Bakanlığımız bir yazı yayınlamış eksik olmasın. Eş durumundan tayin isteyip de atanamayan öğretmenlere tayin hakkı veriyor. Ama şartları var. Ya zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliğine ya da Teknoloji ve Tasarım Öğretmenliği alanına geçeceksiniz diyor. Ben haberi alınca Sabaha kadar düşündüm ve ilk olarak teknoloji ve tasarım öğretmenliğini, eğer olmazsa zihinsel engelliler sınıf öğretmenliğini tercih etmeye karar verdim. Sabah uyandığımda da bir sürü hayal kuruyorum; şu etkinliği yaparım bunu yaparım diye... Neyse akşama kadar hayal kurdum ve başvuru sayfamda tercih hakkınız yoktur yazsını görünce şok oldum. İliçi eş özrü istediğim için tercih hakkı tanımamış sevgili MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞIMIZ!!! Sanki biz atanabildik. Hıh :( 
          İşte bu moral bozukluğuyla yemek bile yapmaya gücüm kalmadı. Ama benim romantik kocam "Ben hazırlarım Hayatım!" dedi. Tabi kıdemli bir erkek olarak yapmayı en çok bildiği yemeyi tercih etti. ne mi? Tabi ki makarna.. :D Neyse bizimkisi makarna suyunu koymuş makarnaları da kaynayınca suya salmış. Bana nasıl piştiğini anlayacağım diye sordu. Tadına bak diyorum, yok o olmaz diyor. Benim de aklıma spagettiyi fırının camına at, eğer yapışırsa olmuştur dedim. Aşkım o kadar becerikli ki bakın nasıl bir şekil çıkmış:
    Kendisi de fark etmemiş. Ben söyleyince fark etti. Aşkımızın göstergesi bu kalp işte! Kötü geçen bir günden sonra yüzümü güldürdün sevgilim. Seni seviyorum.

Sevgili okurlar sizi de seviyorum.
Mutlu kalın!

6 Eylül 2012 Perşembe

Şizofren Aşka Mektup

     "Dürüstlük kimi zaman yalanlardan çok daha acımasızmış sevgili. Gerçeğin buzdan ülkesinde yapayalnız kalan yürek, hayatta kalabilmek için yalanları bile özleyebilirmiş kimi zaman. Bana aksini ispat etmek için elinden geleni yaptığın o yıllarda, buzlar ülkesinde biraz olsun ısınabilmek için, aslında beni sevdiğin yalanına inanadırmıştım ben de kendimi. Aşkıma kapalı bir kapı önüne bırakılmış, yaralı bir kuş gibiydim. İnanacak, bir ibadet gibi yaşayacaktek şeyimdi senin aşkın. karşılıksız, güvensiz, sessizce yaşanan bir aşk... nasıl da hoyrattın bana karşı. Kalbinde değil miydim gerçekten? Neydik biz söylesene? O yıllarda senin neyindim ben sevgili? Can yoldaşın mı? Yol arkadaşın mı? Dostun mu? Sevgilin mi?
     Kırgınlık kimlik değiştirdi ve vazgeçiş oldu benim için..."
      Bu notu henüz lisedeyken yazmıştım.Cezmi Ersöz'ün Şizofren Aşka mektubundan. O kadar etkilenmiştim ki bu kitaptan, hemen her sayfasını not etmişim. Biraz önce eski bir defterin arasında buldum.
                                                                                                                  Okuyunuz, okutturunuz...

BEN!...

                    Kim miyim ben?
            Böyle düşününce anlatılmıyormuş. Zamanla tanışsak olur mu?
           Mehmet'in canıyım. Şimdilik bu yetsin mi? Yetmez değil mi?
Tam 25 yaşımdayım. Kocaman olmuşum ve 1 senedir de evliyim. Ya ne hızlı evliliğe adım atmışım diyorum geçtiğimiz bir yıla bakınca. Anlatacağım onları da size zamanla. 
          Aslında öğretmenim. 2. yılımı doldurdum meslekte. Öğretmenlik çok güzel bir şey. Tadı anlatılmaz. Ancak son zamanlarda öyle karalama kampanyaları oluyor ki çıldırmamak elde değil haberleri okurken, dinlerken ve izlerken... Arkadaş bu kadar mı yerlere düşürülür bu meslek! Bakın ne kadar dolmuşum hemen sayıverdim ağzıma gelenleri. O duygularımı da paylaşacağım. Merak etmeyin. Bugünlük size evimden ve bizden birkaç kareyle veda edeyim. 
                                                                                                        
Mobilyalarımızı Donat Collection'dan aldık. Ama çok sağlamlar. Bayılıyorum kumaşının dokusuna... Köşedeki çiçeği nişanımda bohçalarımla getirmişti eşim. Çiçekleri eşim mi yoksa ailesi mi seçti bilmiyorum, ancak çok güzeller. Halımıza gelince unuttum onun markasını ya merinos ya da dinarsu olabilir. Ama emin değilim. Çok seviyorum evimi!..
Bu da televizyon ünitemiz... Kendilerini kitaplık olarak kullanıyoruz. Annem her ne kadar dantelleriyle süslemek İstediyse de ben karşı çıktım. Bence bu haliyle daha hoş. Peki sizce? Beğendiniz mi?
Kitaplarımız da burada işte. Hepsini okuyamadım henüz. Ama okurum zamanla. Şimdilik bu gönderim burada noktalanıyor. Görüşmek dileğiyle...
                                                                                                             HEPİNİZ MUTLU KALIN...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

En önce sen oku!!!

ARA BENİ ÖPTÜM SENİ SENİ!